Japonya’daki güneş santralinde panellerin altında 211 bitki türü belirlendi
Özet haber: Gujo’daki 55 MW kapasiteli güneş santralinde yapılan araştırmada, panellerin altı ve çevresinde 54 familyaya ait 211 bitki türü tespit edildi. Çeşitlilik, açık çayırlardakinden belirgin biçimde düşük çıkmadı.
İnternet
Güneş enerjisi santralleri, fosil yakıtlara alternatif oluşturması sebebiyle doğa dostu bir çözüm olarak görülse de güneş panellerinin geniş arazileri kaplamasının doğaya zarar verdiğini savunanlar da bulunuyor. Özellikle daha önce tarım arazisi, çayır veya orman olarak kullanılan alanların güneş santrallerine dönüştürülmesi, bu santrallerin doğaya etkisini sık sık tartışmaya açıyor.
Ne var ki Japonya'da yapılan yeni bir araştırma, güneş panellerinin bulunduğu alanların tamamen verimsiz bir araziye dönüşmek zorunda olmadığını, uygun koşullar altında panellerin altında koca bir ekosistemin oluşabileceğini gösteriyor.
Japon araştırmacılar Miharu Nakatani, Akira Noda ve Takeshi Osawa tarafından yürütülen çalışma, Japonya'nın Gujo şehrinde bulunan 55 MW kapasiteli bir güneş enerjisi santralinde gerçekleştirildi. 169 hektarlık alana yayılan santral, daha önce golf sahası olarak kullanılan bir arazi üzerine kurulmuş ve Temmuz 2019'da faaliyete geçmişti.
Toprağın açığa çıktığı bölgelere tohum eken araştırmacılar, bunun ötesinde çok fazla müdahâlede bulunmadı. Bu alan yılda yalnızca iki kez biçildi. Diğer yandan yabani ot ilaçları ya da ek tohumlama gibi yöntemler kesinlikle kullanılmadı. Buna rağmen ortaya çıkan sonuç araştırmacıları şaşırttı.
Güneş panellerinin altında 211 farklı bitki türü bulundu Araştırmacılar yaklaşık beş yıl sonra santral içerisindeki 60 farklı örnekleme alanını inceledi. Bu alanlar; orman kenarındaki panellerin altı, açık çayıra yakın panellerin altı, panel sıraları arasındaki bölgeler, açık çayır ve çevredeki orman kenarı olmak üzere beş farklı gruba ayrıldı.
Yapılan incelemelerde toplam 54 familyaya ait 211 farklı bitki türü tespit edildi. Daha da dikkat çekici olan ise beş farklı ortam arasında bitki türü zenginliği ve genel bitki çeşitliliği açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamasıydı. Yani güneş panellerinin altında kalan alanlardaki bitki çeşitliliği, açık çayırlık alanlardaki çeşitlilikten belirgin şekilde düşük değildi.
Ne var ki bu alanlarda hangi bitkilerin yetiştiği konusunda önemli farklılıklar ortaya çıktı. Panellerin altında yetişen bitkilerin tür kompozisyonu, açık çayırlardan ziyade orman kenarındaki bitki örtüsüne benziyordu.
Bunun temel nedenlerinden biri, güneş panellerinin oluşturduğu gölgenin doğrudan güneş ışığına ihtiyaç duyan çayır bitkilerini sınırlarken gölgeye daha dayanıklı orman bitkilerinin gelişmesine imkân sağlamasıydı.
Bu nedenle araştırmacılar, panel altındaki alanların aslında daha az bitki barındıran bölgeler olmadığını, fakat güneş panellerinin oluşturduğu farklı ışık koşullarının burada farklı bir bitki topluluğunun ortaya çıkmasına neden olduğunu belirtiyor. Ormanlık alanlara yakın güneş santralleri yeşili koruyabilir Tabii Japonya'daki araştırmada ortaya çıkan bu sonuçta güneş santralinin konumu da önemli bir rol oynuyor.
Gujo'daki bu güneş santrali bir ormanın yakınında bulunuyor. Bu da bitkilerin tohumlarının rüzgâr, hayvanlar veya diğer doğal yollarla santral içerisindeki alanlara ulaşmasını kolaylaştırıyor. Dolayısıyla araştırmacılar bu yöntemin her güneş santralinde aynı sonucu vermeyeceği konusunda uyarıyor. Sistemin başarılı olabilmesi için çevrede güçlü bir tohum kaynağının bulunması gerekiyor.
Ayrıca tesisin merkezinin çevresindeki doğal alanlardan çok uzak olmaması gerekiyor. Araştırmacılar, santralin merkezinin kenarından 1 kilometreden daha uzakta olduğu durumlarda tohumların merkeze ulaşmasının ciddi şekilde sınırlanacağını öngörüyor. Ancak araştırmanın ortaya koyduğu asıl nokta, güneş panellerinin altında bitki yetiştirilebilmesinden çok, bunun hangi koşullarda mümkün olduğu.
Çevresinde yeterli doğal bitki örtüsü bulunan, tohumların kolayca ulaşabildiği ve doğal gelişime izin verilen alanlarda güneş santralleri zaman içerisinde yarı doğal habitatlara dönüşebilir. Buna karşılık doğal ve nadir ekosistemlerin yalnızca güneş panelleriyle kaplanıp daha sonra yeşillendirilmesi, aynı sonucu vermeyebilir.
Daha önce Avrupa ve ABD'de benzer çalışmalar yürütülmüş ama buralarda güneş panellerinin altındaki alanlara belirli bitki türleri aktif olarak tohumlanıp geliştirilmişti. Japonya'daki çalışma ise daha az müdahâle gerektiren farklı bir yaklaşım benimsiyor. Bu nedenle araştırmacılar söz konusu yaklaşımı "pasif ekovoltaik" olarak tanımlıyor.
Buradaki fikir, güneş santrallerini yoğun biçimde yeniden bitkilendirmek yerine doğal bitki örtüsünün zaman içerisinde kendiliğinden gelişmesine izin vermek. Japonya'da ortaya çıkan bu sonuçların diğer tesislerde tekrarlanıp tekrarlanamayacağını görmek isteyen araştırmacılar, birden fazla tesisi kapsayan ve bitki örtüsündeki değişimleri yıllar boyunca takip eden yeni çalışmalar yapılması gerektiğini belirtiyor.
Böylece güneş panellerinin oluşturduğu mikroiklimin ve doğal tohum yayılımının bitki topluluklarını uzun vadede nasıl değiştirdiği daha net şekilde anlaşılabilecek. Japonya güneş santrallerinin arazi kullanımını yeniden düzenliyor Tabii burada gözden kaçmaması gereken önemli bir detay bulunuyor.
Japonya'daki araştırma güneş panellerinin altında koca bir ekosistem yetişebileceğini ortaya koysa da güneş panellerinin özellikle güneşe ihtiyaç duyan bitkiler için yıkıcı sonuçlar doğurabileceği gerçeğini değiştirmiyor. Zaten bu araştırma da Japonya'nın güneş santrallerinin arazi kullanımına ilişkin politikalarını yeniden şekillendirmeye çalıştığı bir dönemde geliyor.
Ülke son yıllarda özellikle ormanlık alanlara kurulan büyük güneş santrallerinin çevresel etkileri konusunda daha sıkı kurallar getirmeye başladı. Japonya, bu yılın başında ormanlarda güneş enerjisi tesisi kurulmasına yönelik izin süreçlerini sıkılaştırıdı.
Japonya'nın enerji kurumu tarafından 30 Eylül'de yayımlanan yeni önerilerde ise eski golf sahaları, kayak merkezleri ve terk edilmiş tarım arazileri öncelikli güneş enerjisi yatırımlarının dışında bırakıldı. Bu son araştırma şimdi bu yaklaşımı değitştirme potansiyeli taşıyor olsa da ne kadar isabetli olduğunu görmek için benzer çalışmaların tekrarlanması gerekiyor.